Ador Hooyar & Eunkyeong Baak

Aşkını, inancını, müzikle dile getiren ve bu yüzden İran rejiminin baskısına kalarak, belki de bir daha müzik yapamasın diye “parmakları kırılan” Ador Hooyar, her şeye inat kendi dünyasında, inancında, müziğinde devleşen bir isim olarak dikkat çekiyor.

Aşkı inançla, inancı müzikle buluşturan, müziği de hakikate ulaşma yolu olarak seçen, ülkesinden kovulmuş “bir hakikat sürgünü” Ador Hooyar, henüz ünü duyulmasa da, harikalar yaratan bir müzisyen. Yaşamı boyunca, dili, kültürü, inancı ve hatta müziği nedeniyle baskılara maruz kalan, işkence gören en kötüsü de, Tambur’la dans eden parmakları belki de, “bir daha müzik yapamasın” diye kırılmış Hooyar, henüz keşfedilmemiş kendi dünyasında devleşen bir isim.

İslam ve inanç adına hareket eden bütün iktidarlar gibi, kendi denetimleri dışındaki inançları yasaklayan İran rejiminin baskısını yaşadığı için sadece “hayatını güvenceye almak için” geldiği Türkiye’de Hooyar, aynı inanç ve azim ile “şeriat, tarikat, marifet yolunu takip ederek, hakikate ulaşmaya” çalışıyor.

TANRIYA YAKARIŞ DEĞİL, HAKSIZLIĞA İSYAN

38 yaşında, görünümüyle dervişleri andıran, sufilik geleneğinin görüntüsünü yansıtan, uzun saçı ve sakallarıyla farklı bir dünyadan gelmiş duygusu yaratan Hooyar’ın sürgün yılları çocukluğuna kadar uzanıyor. İran’ın Hewramanlı Kürtlerinden olan Hooyar, 16 yaşında tutuklanarak, her türlü işkence ile karşılaşıyor. İran müziğinin bütün tınısını barındıran, sesi ve müziğini de “tanrıya bir yakarış” gibi değil, “haksızlığa bir isyan gibi” dillendiren Hooyar, şimdi Ankara’da ve Saz ve Erbane kursları ile, sadece müziği değil, aynı zamanda müziğine yedirdiği yaşanmışlıklarını da insanlara anlatmaya öğretmeye çalışıyor. Hooyar sınırları aşan hikayesini dihaber ile paylaştı.

HAKİKATE ULAŞMA ARAYIŞI

2016 yılında bin bir zorlukla Türkiye’ye göç eden Hooyar, arayışının Şii-Alevi Yarsan mezhebinin izinden devam ettiğini anlatıyor ve dertlerini Gorani Kürt dilinin eski lehçesiyle anlatıyor. Kendi halkının kaderini yaşayarak “Kürt olduklarını saklayarak yaşamlarını sürdürdüklerini” uzun uzun anlatan Hoyyar, bu dışlanmaya birde “Yarsan mezhebine sahip olmalarının” eklendiğini dile getiriyor. Yarsan Mezhebini, “Şeriat, Tarikat, Marifet yollarını takip ederek Hakikate ulaşma” arayışı olarak tanımlayan Hooyar, müziğin aynı zamanda “Sultan” dedikleri “Allaha” ulaşma arayışı olduğunu dile getiriyor. Aslında mezhep farkı gütmediklerini, “hakikate ulaşan” herkesi kendilerinden saydıklarını dile getiren Hooyar, ancak inanç kavramlarının da kirletildiğini Ortadoğu’da yaşananları örnek göstererek anlatıyor.

İran’da Yarsan kültüründen 11 milyon nüfusun yaşadığını, ancak bunların bilinmediğini anlatan Hooyar, inançları açısından dışlanmalarını şu sözlerle dile getiriyor: “Türkiye de olduğu gibi İran’da da kimlik kartlarında dini İslam yazıyor. Hiçbir hakları yok. İş kuramıyor, ev alamıyorlar. Hiçbir şeye sahip olamadığın için kültürün yavaş yavaş ölüyor ve asimile oluyorsun.”

Beş yaşında ses ve müzikle ilgilenmeye başlayan ve daha çok kendi anlatımıyla “kozmik ses ve tınıların peşine” düşen Hooyar’ın arayışına doğal olarak, İran’ın mistik müzik ruhu eşlik ediyor. Elindeki enstrüman ise, 70 yıllık bir tenbur olan Hooyar, Erbanesiyle de ayrı bir dostluk geliştirmiş durumda. Bütün müzik enstrümanlarını çalabilen Hooyar, bunu “kutsal yol” olarak tanımlıyor.

‘PARMAKLARINI KIRDILAR’

16 yaşına geldiğinde inancını müzik yoluyla topluma öğretmeye çalışan ve çok geçmeden de hedefe alınan Hooyar, 16 yaşında cezaeviyle tanışıyor ve o süreci şöyle anlatıyor: “Beni Irak esir kampına koydular. Katil ve kaçakçılarla aynı hücrede kaldım. Çocuğumu kaçırıp öldürmeye çalıştılar. Elektrikli işkence yaptılar, teker teker parmaklarımı kırdılar. Altı ay boyunca müzik yapamadım. Gururumu ve onurumu öldürmeye çalıştılar. Koğuşta katillere para verip beni tehdit ediyorlardı. Bende onlarla kavga ediyordum ve beni tecride atılar.”

‘HAYATIMIN HER ALANINDA MÜZİK YAPTIM’

İran İslam Cumhuriyet’inde müzik yaptığı için cezaevine konulan ilk insan unvanına sahip olan Hooyar, pes etmeyerek bildiklerini bu sefer tutsaklara öğretiyor. Cezaevinde müzik gurubu kuran Hooyar, “Suçlarımdan birisi müzik öğretmekmiş. Cezaevi kıyafetleriyle gurupça şarkı söylüyorduk. Hayatımın her alanında müzik yapamaya çalışıyordum. Çünkü ben müzikle yattım, müzikle kalktım, müzikle ilgili düşündüm ve araştırdım. Legal ve illegal, bütün yollarla bir çok yerde konser verdim. Ben bir müzik kompozoruyum aynı zamanda doğaçlama yapıyorum” ifadelerini kullanıyor.

‘HAKİKATİNE ULAŞ, ONUN PEŞİNDEN GİT’

“Yarsan’ın kalbinden geldim” diyen Hooyar, bütün dinlerin ve kültürlerin siyasi bir odak olduğunu ifade ediyor. Hooyar, “Bana sorarsanız ben sadece bir insanım. Yarsan kültürünün veya herhangi bir kültürün reklamını yapmak istemiyorum. Benim tanrım aşktır ve yolum kendini bil, kendini tanı, kendi yolunu bul ve hakikatine ulaş onun peşinden git yoludur” sözleriyle kendisini tanımladı.

ÖLMEMEK İÇİN GELDİM…

“İran’dan çıkmasaydım öldürülecektim” sözleriyle Türkiye’ye geliş nedenini paylaşan ve Hooyar, İran’dan kaçarken yolda hayatını kaybeden arkadaşlarının acısını ise unutamıyor. Hooyar, Türkiye’ye ilişkin gözlemlerini de, “Son dönemlerde yaşananlar gittikçe İran’a benzemeye başladı” kaygısıyla ifade eden Hooyar, ülkelerin yaşananlardan ders çıkarması gerektiğini söyledi.

SINIRLARA SIĞMAYAN BİR HAYAT

Türkiye’de de namını duyanların organizasyonu ile değişik şehirlerde konser veren, küçük gruplar şeklinde öğrendiklerini insanlara aktaran Hooyar, aynı zamanda Koreli bir dansçı kadınla hayatını birleştirerek, sınırları aşan hayatını böylece anlamlandırıyor.

Ayşe Sürme – dihaber